Kötü yaşayıcı, iyi içici. Eğitimde “kırılma noktası” adında bir kavram vardır. Kişinin artık zihinsel olaylarının tamamlandığı ve artık beyin, fonksiyonlarını gerçekleştirirken yeni bilgilere ihtiyaç duymadan varolanlarını kullanarak yaşamını sürdürür. Eğer bu noktaya yani kırılma noktasına gelene kadar kötü yaşayıcı ve kalbi kırık bir insan olarak yaşamışsanız eğer iyi içici, güzel anlatıcı olarak bar köşelerinde ya da üniversite mezunu olduktan sonra işsizler kadrosunda kendinizi bulabilirsiniz. hani şöyle de birşey var, gençlik denilen. yaşaması güzel. hele ki uçlarda yaşaması. sonu kötü işte. beynimiz bile bizimle alay ederken bu acı gerçeğe katlanmak zor cidden. karma’ya inananınız vardır elbet. bu şekilde yaşamayı tercih edenleriniz de elbet( ki ben de onlardanım). onlar olmak güzel değil tabi, kategorize edilmek ama karmanızın kotasını doldurmuşsanız eğer hayatınızın geri kalanını yaşamak ve onu anımsamak üzere yazılmış şarkı gibisinizdir.
BAŞYAZI
Yol zamanın bir fonksiyonu değildir.
Hız yolun zamana bölünmüş halidir.
İvme ve sürtünme katsayısı bizi ilgilendirmez.
Yolda olmak bir hıza sahip olmayı gerektirir,
aksi durum yolda durmaktır.
Durmak sıkıcıdır.
Yolda durmak yolda olmak anlamına gelmez,
yolda durmak yolda durmak anlamına gelir.
Yolun bittiği yerde durulmaz.
Ya önce durulur ya durulmaz.
Bazen yolun kenarından renksiz duru sular akar.
O sularda balık da vardır.
Yolun yardığı tepelerin biri yeşil toprak diğeri bej olabilir.
Su aktığı yerin rengine bürünmez.
Ama sana öyle gelebilir.
Ayrıca yol bitmez.
O Labirentin duvarıdır…
Kaan ÇAYDAMLI
Alone I Break
yapış yapış vücudun,
kokuşmuş tenin,
bir sabah aptallığı senin ki
ve uyanamıyorsun hiç.
gece hiç bitmiyor senin için,
aydınlık gibi görünse de her yer,
içindeki güneş zaten batmış.
bu kar kış kıyamette ardı ardına 3 kez düşünce vücudun belirli kısımları çatırdayıp yürürken şeklinizi belirsiz canlılara dönüştürebiliyor. ne kadar komik koşsam ya da koşamasam desem daha iyi olur, evet huzurlarınızda çekip montajladığım uzun metraj reklem filmi. emeklerinden ötürü Damla Dinç’e teşekkürler, saygılar sevgiler. Güzel birçalışmaydı.
Hava bedava su pet şişelerde
Mektup. herşey mektupla başladı. Düşünüyorum da bu yaşıma kadar mektup gönderenim olmamış hiç. Komik aslında ama değil, itiraf etmeliyim. Öyle ki artık teknoloji esiriyiz hepimiz. Herşey sanal.
Yakında insalığımızı da kaybersek şaşmamak gerek. Eğer nasıl olur bu diyenleriniz varsa eğer kendini kendinizi kandırmayınız asla. Öyle materyalist ve aynı derecede totaliter kültüre boyun eğmiş bir yüzyılda yaşıyoruz ki, insanlar birbirlerine insan olduğu için değil, kafasının içindeki fikirler için hiç değil sadece cebindeki kırışık katsayısına doğru orantılı olarak değer veriyor. Duygular, fikirler hiç mi hiç önemsiz.
Reklamların da bunda çok etkisi olmadığını kabul edemeyiz tabi ki. Bir sonraki gün ne giyineceğimize ya da ne yemek yiyeceğimize karar vermek için düşünmekten, şimdiyi, bugünü yani hayatı unuttuk belki de. Tamamen deney ürünü, seri üretim bir toplum oluyoruz. O kadar çok bireyselleştik ki herkes için ortak olan problemler bile, gün yüzüne çıkıp bir çözüm bulamıyor. O kadar yalnızız ki aynı dertleri yaşayan bir insan daha olduğunu unutuyoruz. Açıkçası birbirimizden korkuyoruz.
Bulutsuzluk Özlemi’nin boyalı kuşu geldi aklıma. Nasılda güzel demiş Nejat abimiz. Hepimiz birer boyalı kuşuz aslında. Eh artık başka ne denebilir ki buna. “HAVA BEDAVA SU PET ŞİŞELERDE”


